Sıcak!

Çin ve Rusya'nın Düşmanımın Düşmanı Benim Dostumdur Siyaseti

Yazı devam ediyor...

Çin Rusya ilişkilerindeki "düşmanımın düşmanı benim dostumdur" dönemi

Çin – Rusya yakınlaşması 1990’lı yılların ikinci yarısında olgunlaşarak, iki büyük ülke arasında “stratejik ortaklık” kurulmasıyla sonuçlandı. Bu ortaklık mekanizması esas olarak, ABD ile ABD’nin Atlantik, Asya ve Pasifik bölgelerindeki müttefiklerine karşı işbirliği yapmak ve ortak politikalar geliştirmek amacıyla tesis edildi. Bununla birlikte, ortak tehdit algılamalarına sahip olan Çin ve Rusya arasındaki dostane ilişkilerin, sağlam bir temel üzerinde yükseldiğini söylemek zordur. Aynı kıtaya yayılmış iki büyük kıtasal güç olan Çin ve Rusya, her ne kadar ABD karşıtlığı etrafında birleşmiş bir blok izlenimi veriyor olsa da her iki ülkenin birbiriyle yaşadığı önemli sorunlar ve farklılaşan stratejik hedefleri vardır.

Aslında iki tarihi jeopolitik rakip olan Çin ile Rusya’yı birbirine yaklaştıran ve ortak politikalar geliştirmeye iten ana unsur, “ortak düşman” (ABD) algısıdır. Amerikan gücü zayıflama sürecine girdiği takdirde ya da ortak düşman algısının ortadan kalktığı bir durumda, Çin – Rus stratejik ortaklığının sürdürülebilirliği oldukça şüphelidir. Pekin ile Moskova yönetimleri arasındaki stratejik birlikteliğin, ortak eylem ve tutumların arka planında, “düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığının yer aldığı söylenebilir.

Çin – Rusya İlişkilerinin Temel Dinamikleri

Ekim 1949’da ilk diplomatik ilişkilerin kurulmasıyla başlayan Çin Halk Cumhuriyeti – SSCB/Rusya ilişkileri, aslında kökü çok uzun yıllar öncesine dayanan fakat stratejik ortaklık ve rekabetin birlikte yaşandığı dikkat çekici bir niteliğe sahiptir. Çin ve Rusya gibi iki büyük nükleer güç arasındaki ilişkiler, küresel ve bölgesel güç dengeleri açısından oldukça önem arz eder. Zamana göre değişen siyasi, stratejik ve ekonomik çıkarların belirleyici olduğu Çin – Rusya ilişkileri, geçmişten günümüze değişken karakterli olagelmiş ve inişli çıkışlı bir grafik sergilemiştir. Siyasi, stratejik ve ekonomik etkenlerin niteliğine göre, kimi zaman Pekin – Moskova hattında bunalımlar ve sınır çatışmaları yaşanmış, kimi zaman da bu iki büyük ülke dostluk bağları kurarak birbirine yakınlaşmıştır.

1989’da 30 yıl sonra ilk kez bir Sovyet liderinin, Mihail Gorbaçov’un Çin’i ziyaretiyle iyileşmeye başlayan ikili ilişkiler, Çinli liderlerin Rus komşularına aynı şekilde yanıt vermesiyle ivme kazanmıştır. Dahası “düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışı doğrultusunda, ABD ve Batı karşıtlığı temelinde geliştirilen ikili ilişkiler, 1996’dan itibaren “stratejik ortaklık” seviyesine çıkarılmıştır. Bu dönemde Rusya Dışişleri Bakanı Yevgeni Primakov Rusya, Çin ve Hindistan’ı “stratejik üçgen” diye nitelemiş, Çin ve Hindistan’a Amerikan hegemonyasına karşı tek blok olarak hareket edilmesini önermiştir.[i]

Rus dış politikasında Çin’le ilişkiler çok önemli bir yer tutar. 11 Eylül olayları sonrasında Irak’ın işgali, ABD ve NATO’nun Afganistan’daki varlığı, ABD’nin Avrasya ve Orta Doğu enerji kaynaklarını ele geçirmeye çalışması, iki tarihi rakip olan Rusya ve Çin’i BM Güvenlik Konseyi’nden başlayıp, Şanghay İşbirliği Örgütü’ne kadar uzanan birçok alanda beraber hareket etmeye sevk etmiştir. Büyük bir ekonomik atılım içinde olan Moskova ve Pekin, SSCB’nin çöküşünden beri, dünyanın ABD’nin temsil ettiği tek kutupluluktan çok kutuplu bir dünyaya dönüşmesi için mücadele etmeye devam etmektedir.

Buna karşın, Çin – Rusya ilişkilerinde hiç de küçümsenmeyecek sorunlar varlığını korumaktadır. Rus kamuoyunda, Çin’in gerçekte Rusya için tehdit oluşturan güçlü bir jeopolitik rakip olduğunu düşünenlerin sayısı az değildir. Çin’i Rusya için “tehlikeli” bir ülke olarak görenlerin başında, ünlü Rus jeopolitikçi Aleksandr Dugin gelir. Dugin Rus Jeopolitiği adlı ünlü eserinde, Şanghay İşbirliği Örgütü çatısı altındaki Rus – Çin işbirliğini, Rusya’nın “taktik siyaseti” şeklinde değerlendirmektedir. Dugin’e göre Çin, sayısı giderek artan Çinli göçmenler ve yerleşime uygun “sahipsiz topraklar” arayan kalabalık nüfusuyla, sadece Rusya’yı değil Asya ana karasını da tehdit eden bir konumdadır.[ii]

Çin – Rusya ilişkileri Aralık 2015’te iki ülke arasında imzalanan, S – 400 karadan havaya füze sistemi satış anlaşmasıyla yeniden gündeme gelmiştir. S – 400 satış anlaşmasına kadar, Rusya dünyanın en gelişmiş hava savunma sistemlerinden biri olan S – 400’lerin hiçbir ülkeye ihracına izin vermemişti. Dolayısıyla Rusya’nın S – 400 hava savunma sisteminin ilk kez bir yabancı ülkeye, Çin’e satışına onay vermesi, Çin – Rusya askeri/stratejik işbirliğini yansıtan en iyi örneklerden biridir. Rus yetkililerin bu anlaşmayı “içeriği açıklanmayacak kadar çok hassas” diye tanımlaması ve S – 400 sistemlerinden kaç tane satılacağını dahi açıklamaktan kaçınması dikkat çekicidir.

Öte yandan Çin son yıllarda Doğu ve Güney Çin Denizi’ndeki egemenliği tartışmalı adalar (Paracel ve Senkaku takımadaları) konusunda, ABD ve Japonya’yla gerilim yaşamaya başlamıştı. Özellikle Amerikan hava ve deniz kuvvetleri unsurlarının bölgedeki etkinliklerinden büyük rahatsızlık duymaktaydı. S – 400 sistemleri ise Çin’in yüksek irtifa ve uzun menzilli hava savunma sistemi yeteneklerini güçlendirecektir. Ek olarak, S – 400’lerin egemenliği tartışmalı adaların hava sahasındaki hedefleri vurabilecek kapasitede olduğu rapor edilmiştir.[iii] Bu verileri alt alta topladığımızda, Rusya’nın neden S – 400’lerin Çin’e satışına izin verdiği ve Çin – Rus stratejik ortaklığının nasıl bir zeminde geliştirildiği daha iyi anlaşılabilir.

Soğuk Savaş döneminden beri süregelen Baltık, Doğu Avrupa, Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu bölgelerindeki ABD – Rusya rekabeti ise günümüzde Ukrayna/Kırım ve Suriye krizleriyle yeni bir evreye girmiştir. NATO’nun eski Sovyet topraklarına doğru başarılı biçimde genişlemesi, Ruslara Varşova Paktı’nın içler acısı sonunu hatırlatarak yaralarını derinleştirmektedir. ABD’nin Rusya’ya karşı Soğuk Savaş mantığından miras kalan kuşkulu bakış açısı ve iki ülke arasında bu bakış açısına paralel yaşanan güç çekişmesi, günümüzde hâlâ devam ediyor. Temmuz 2014’te, ABDönderliğindeki Dünya Bankası ve IMF’yle rekabet etmeyi amaçlayan Çin merkezli BRICSBankası’nın (New Development Bank – NDB) Rus lider Putin’in öncülüğünde kurulması, Rusya-Batı rekabetinin günümüzde ulaştığı aşamayı gösteren en somut örneklerden biridir.[iv] Tüm bu yönleriyle, ortak düşman algısı çerçevesinde şekillenen Çin – Rusya ilişkileri işbirliği, rekabet ve çatışma potansiyelini bir arada bulunduran bir dinamiğe sahiptir.

Soğuk Savaş Öncesi Genel Durum: Çin – Sovyet İlişkileri

Asya’da yaklaşık 4.300 km sınırı paylaşan Çin ile Rusya, 300 yıldan beri ilişkileri olan iki jeopolitik güçtür. Bununla birlikte, Çinlilerin hafızasında Çin topraklarını en çok yağmalayan ülke olması nedeniyle, Rusya hakkında olumsuz bir devlet imajı vardır. Sovyetler Birliği döneminde, özellikle Yalta Konferansı’nda Çin tarafı olmadan alınan gizli kararlar sonucunda, Kuzey Moğolistan ve Çin’in kuzeydoğu bölgesindeki demiryolu işletmesi ile iki limanın kullanım hakkı Sovyetlere verilmişti. Sovyetlerin desteğini alan Çin Komünist Partisi, Ekim 1949’da Çin Cumhuriyeti’ni yıkarak, Çin Halk Cumhuriyeti’ni kurdu ve Sovyetlerle dostluk ilişkilerini tesis etti.

Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra, Sovyetler Birliği ile bu ülke arasında sıcak ilişkiler kurulmuştu fakat 1956’da Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin 20. Kongresi’nden sonra, iki ülke arasındaki ilişkiler giderek bozulmaya başladı. Zaten iki ülke arasında yüzyıllardan beri süren bir tarihi mücadele vardı. 1949’da Çin’de kurulan komünist rejim ile Sovyetler Birliği arasında, 1950’lerin sonlarında başlayıp 1980’lerin ikinci yarısına kadar süren zaman diliminde, ikili ilişkilerdeki soğukluk devam etti.

  Çin – Sovyet Ayrılığı

Çin-Sovyet ayrılığı Çin Halk Cumhuriyeti ile Sovyetler Birliği arasında yaşanan ciddi bir diplomatik ayrılıktır. 1950’lerin sonunda başlamış, 1969’da zirveye ulaşmış ve farklı yollarla 1980’lerin ikinci yarısına kadar sürmüştür. 1962 yılındaki Çin-Hindistan sınır çatışması ve 20.000’e yakın Doğu Türkistanlının Sovyetlere kaçması neticesinde, ikili ilişkiler tamamen koptu. Diğer taraftan, Çin 500 milyon köylüyü kapsayan bir toprak reformu gerçekleştirmeyi düşünüyor ve bu reformla sosyalizmi tam olarak tamamlayacağını, dolayısıyla artık Sosyalist dünyanın liderinin Sovyetler Birliği değil kendisinin olması gerektiğini iddia ediyordu. Sovyetler Birliği’nde ise Sovyet lider Nikita Kruşçev, ülkesinin sosyalizmin basamaklarını çoktan tamamladığını savunuyordu.

Kruşcev iddiasını desteklemek için Doğu Avrupa ülkelerine bazı imtiyazlar vermiş ve yakın zamanda başlayacak olan “çok merkezlilik” döneminde, Doğu Avrupa’nın da faal bir güç olarak katılımını sağlamayı planlamıştı. Sovyetler Birliği – Çin sürtüşmesinin alevlenmesiyle birlikte, hem Sovyetler hem de ABD’nin baskısı altında kalan Çin, 1971’de aldığı bir stratejik kararla, Washington’un Sovyetleri kuşatmak için sunduğu “stratejik ortaklık” teklifini kabul etti.

İlişkilerde Yeniden Canlanma

Çin-Sovyet ihtilafı ve gerilimi SSCB’de Gorbaçov işbaşına gelene kadar devam etti ve nihayet bu dönemde çözüldü. Bu ayrılık uluslararası komünist akımlarda da paralel etkilere sebep olmuştur. Böylece Sovyetlere karşı oluşturulan Çin – ABD stratejik müttefik ilişkileri, Soğuk Savaş’ın sona ermesi ile anlamını kaybetmiş ve Çin – Rusya ilişkileri yeniden canlanmıştır.       

Çinli uzmanlara göre, Çin – Rusya ilişkilerinin sağlam bir zemine oturtulmasının üç sebebi vardır: 1) ABD ve Batılı güçlerin Çin ve Rusya üzerindeki baskıları; 2) 1992 yılında iki ülke arasındaki sınır sorununun yüzde 97’sinin çözümlenmesi; 3) 300 yıllık Çin-Rusya jeopolitik dengesinin Çin’e doğru kayması ve Rusya’nın artık Çin’i tehdit edememesidir. Bunların dışında iki önemli etken de ikili ilişkilerde yakınlaşmayı sağlamaktadır: Yugoslavya’nın parçalanmasında Batı’nın müdahalesi her iki ülkeyi rahatsız ettiği gibi, kendi ülkelerinin parçalanmaması için “yeni müdahaleciliğe” ortaklaşa karşı çıkılmaktadır. ABD liderliğindeki dünya düzeni her iki ülkenin stratejik çıkarlarını tehdit etmekte, bu nedenle çok kutuplu dünya düzenini teşvik etmek suretiyle Amerikan etkisinin kırılması hedeflenmektedir.[v]

Soğuk Savaş Sonrası Dönem: Stratejik İşbirliği

Çin – Rusya ilişkileri Soğuk Savaş’ın ardından yeniden şekillendirilmeye başlamıştı. Aralık 1992’de iki ülke arasında karşılıklı ilişkilerin temellerini belirten ortak bildiri yayınlandı ve ilişkilerin iki dost ülke olarak gözetileceği beyan edildi. Eylül 1994’te iki ülkenin yayınlandığı ortak bildiride, dost ülke ilişkileri üzerinde “yapıcı ortaklık” ilişkileri belirlendi. Nisan 1996’da iki ülke arasında imzalanan ortak bildiride, ikili ilişkiler “stratejik işbirliği – ortaklık ilişkileri” seviyesine yükseltildi.

Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Kuruluşu

1996’da, Çin komşu ülkeleri olan Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan ile sınır problemlerine çözüm getirmek için, bu ülkelerle birlikte Şanghay Beşlisi’ni meydana getiren işbirliği antlaşmalarını imzaladı. Üye devletler 2001’e kadar imzaladıkları bir takım anlaşmalarla, bölgede barış, güvenlik ve istikrarın sağlanması ve sürdürülmesi için önemli adımlar attılar. Bu oluşum Haziran 2001’de Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) dönüştü. Özbekistan’ın da dâhil olmasıyla ŞİÖ üyelerinin sayısı 6’ya ulaştı. ŞİÖ Orta Asya devletleri için sadece Rusya ve Çin’le işbirliği anlamına gelmemektedir. Bu iki baskın güç arasındaki ilişkileri dengelemenin ve bu güçlerle iyi geçinerek, ulusal çıkar ve bağımsızlıklarını korumanın bir aracı olarak da görülmektedir.

Stratejik İşbirliği ve Ortak Bildiriler

1996’da Şangay Beşlisi çerçevesindeki yakınlaşmayla birlikte, her yıl iki ülke arasında ortak bildiriler yayımlanmaya başladı. Nisan 1997’deki bildiride, çok kutuplu dünya düzeninin geliştirilmesi ve yeni bir uluslararası düzen oluşturulması hedeflendi. Temmuz 2000’de, iki ülke ABD’nin füze kalkanı projesine karşı ortak bir bildiri yayımladı. 2001’de iki ülke arasındaki ilişkilerde önemli bir dönemeç olan, İyi Komşuluk ve Dostça İşbirliği Antlaşması imzalandı.

Ekim 2004’te imzalanan ortak bildiride, uluslararası konjonktür hangi yönde değişirse değişsin, iki ülkenin stratejik işbirliği ilişkilerini derinleştirmeye dönük bir dış politika uygulamaya devam edileceği vurgulandı. Bunu takiben 2006 yılının Çin’de “Rusya yılı”, 2007 yılının da Rusya’da “Çin yılı” olması kararı alındı. 2005’te karara bağlanan, iki ülke arasındaki sınır sorununa ilişkin ek protokolün kabul edilişiyle, iki ülke arasındaki sınır sorununun tamamen çözüldüğü ifade edildi. (Bununla birlikte aslında iki ülke sınırında bazı küçük sorunlar çözülememiştir.)

Mart 2007’deki ortak bildiride, iki ülke arasında karara bağlanan stratejik işbirliği – ortaklık ilişkilerinin 10. yılı doldurduğu, bu süreçte ikili ilişkilerin artmasının her iki ülkenin yüksek milli çıkarlarına uygun olduğu ve dünya ile bölgenin barış ve istikrarına yararlı olacağı belirtildi. Yine bu ortaklık çerçevesinde, Çin – Rusya ilişkilerini pekiştirmek için 2009 yılının “Çince yılı”, 2010 yılının “Rusça yılı” olacağı kararlaştırıldı.

Tayvan, Tibet ve Kafkasya Sorunlarında İşbirliği

Haziran 2009’da beyan edilen ortak bildiride, her iki ülkenin kendi ülkesinin temel çıkarlarını ilgilendiren meselelerde birbirine destek vermesinin, söz konusu ilişkilerin içeriğini tamamladığı belirtilmekteydi. Bu ortak bildirinin açıklanma tarihi, Gürcistan’ın bölünmesine neden olan 2008 Rus – Gürcü Savaşı’nın yıldönümüne yakın bir tarihe denk geliyordu. Böylece, Rusya Çin’in “Tayvan” ve “Tibet” gibi egemenliğini ilgilendiren meselelerinde Çin’i destekleyeceğini, Çin de Rusya’nın Kafkasya bölgesinin barışı ve istikrarı için gösterdiği çabalarını destekleyeceğini beyan etti. Aynı yıl Rusya’nın Uzak Doğu şehri Skovorodino’dan güneye doğru Çin’in enerji rafine merkezi Daqing’e bağlanacak olan ve yıllarca ilerleme sağlanamayan yaklaşık 1.000 kilometrelik bir petrol boru hattı projesi başlatıldı.

Yayımlanan bir dizi ortak bildiriden ve sorun alanları üzerindeki ortak tutumlardan anlaşılacağı gibi, iki ülke karşılıklı güveni sağlamak için büyük çabalar göstermiştir ve Soğuk Savaş sonrası ABD’nin liderliğindeki tek kutuplu dünya düzenine karşı işbirliği yapmaktadır. Liderler arasındaki yoğun görüşmeler neticesinde, iki ülke arasındaki sınır sorunu çözümlenmiştir. Ayrıca yapılan anlaşmalardan her iki taraf tam memnun değilse de enerji anlaşmalarında zor aşamalar tamamlanmıştır. Yine de Rusya, Çin’in ekonomik çıkarları üzerinde yüksek stratejik düzeye yükselememiştir. Bu da Çin – Rusya ilişkilerinin en zayıf noktasıdır. Ancak enerji işbirliği açısından Rusya önemli bir konuma sahiptir. Tayvan gibi Çin’in egemenliğini ilgilendiren meselelerde, Rusya sorunun çözümlenmesinde kilit bir ülke değildir ama Çin politikalarına destek veren bir rol oynamaktadır.[vi]

2000’li Yıllar: Stratejik İlişkilerde Yeni Boyut

Çinli uzmanlar Çin – Rusya arasındaki stratejik işbirliği-ortaklık ilişkilerini “sırt sırta yaslanan stratejik ilişkiler” diye değerlendirmektedir. Bu tanımlama tek kutuplu dünya düzenine karşı Çin – Rusya dayanışmasını yansıtır. Çin – Rusya stratejik işbirliğinin bir stratejik “ittifak” ya da üçüncü bir ülkeye karşı olmadığı iddia edilmektedir. Benzer ifadeleri Şanghay İşbirliği Örgütü’nün bazı belgelerinde de görmek mümkündür ancak Batılılar Çin – Sovyetler Birliği arasında askerî ittifak geçmişi olduğu için, konuya şüpheyle yaklaşmaktadırlar.[vii]

Soğuk Savaş’tan sonra Çin – Rusya ilişkilerinin dostluk ilişkisinden, hızla önce yapıcı ortaklık ilişkileri (1990-1994), ardından stratejik işbirliği – ortaklık ilişkilerine (1994-2000) doğru gelişmesi, her iki ülkenin diğer ülkelerle olan ilişkilerinden daha hızlı ve önemli hale gelmiştir. Çin – Rusya ilişkilerinin hızla gelişmesinde karşılıklı çıkarların dışında, dış baskılar önemli rol oynamıştır. Soğuk Savaş’ın ardından NATO ile Avrupa Birliği’nin Doğu’ya doğru genişlemesi, Rusya’nın jeopolitik alanını daraltırken, yükselen Çin yavaş yavaş ABD’nin potansiyel rakibi olarak anılmaya başlamıştır.

Örneğin ABD’de George W. Bush döneminde Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi yürürlüğe sokulmuştu. Bu proje kapsamında, Eylül 2000’de Amerikan Savunmasını Yeniden İnşa Etmek adıyla yayımlanan meşhur raporda, ABD’nin askeri gücüne kimsenin erişmesine izin vermemek için, enerji bölgelerinin kontrolünün elde edilmesi ve o zamanlar zayıf bir ülke olan Rusya pek önemsenmediğinden dolayı, üstü kapalı bir şekilde Çin’in “çevrelenmesi” önerilmiştir.[viii]

ABD’nin Tayvan ve Güney Çin Denizi krizlerindeki rolü, Çin’i Rusya’ya yaklaştıran önemli etkenlerden biridir. 1995-1996 yılları arasında, Pekin yönetimi Tayvan’ı baskı altına almak için Tayvan Boğazı’nda askerî tatbikat yapmış, buna karşılık Amerikan yönetimi, “Tayvan ile İlişkiler Yasası” gereği Tayvan’ın güvenliğini korumak için, iki uçak gemisinden oluşan deniz kuvvetini bölgeye göndermişti. Ayrıca 2010’lu yıllarda tekrar gündeme oturan, Doğu ve Güney Çin Denizi’ndeki adalar konusundaki anlaşmazlık ve bölgedeki artan askeri etkinlikler, Çin’in ABD ve Japonya’yla ilişkilerinde gerilimlere yol açmaktadır.

Daha önce Güney Çin Denizi’ndeki tartışmalı Woody Adası’na karadan havaya füze sistemi konuşlandıran Çin, Şubat 2016’dan itibaren adaya savaş uçakları göndermeye başlamıştır. Çin’in bu bölgedeki hamleleri ABD’nin büyük tepkisini çekmektedir. Amerikan Pasifik Filosu Komutanı Amiral Harry Harris’in “Çin’in Güney Çin Denizi’nde hegemonya kurmaya çabaladığını düşünüyorum.” şeklindeki sözleri, ABD’nin bölgedeki krizlere bakış açısını özetlemektedir.[ix]

Çin – Rusya İlişkilerinde Temel Sorunlar

Çin ve Rusya’nın Asya’da doğal jeopolitik rakip olmaları sebebiyle, farklı zemin ve mekânlarda çatışma yaşamaları veya işbirliği yapmaları ihtimali hep vardır. Çarlık Rusya’sı ile Sovyetler Birliği döneminde Rusya görece güçlüydü, Çin zayıftı. Bugün gelinen noktada Çin yükselmektedir ve Rusya stratejik silahları dışında Çin’in birçok yönden gerisinde kalmıştır. Moskova yönetimi, hem Çarlık Rusya’sı hem de Sovyetler döneminde Çin’in topraklarını işgal etmiş, savunmasız sınır bölgelerinin güvenliğini koruyabilmek için Çin üzerinde baskı yapabilmişti. Günümüzde ise Çin – Rusya sınır bölgesinin güvenliği sağlanmış, ek olarak stratejik işbirliği – ortaklık ilişkileri tesis edilmiştir. Orta Asya’da bölgesel işbirliği gerçekleştirilmekte, Suriye ve Tayvan krizlerinde olduğu gibi, çoğu kez uluslararası siyasî sahnede de işbirliği yapılmaktadır fakat diğer alanlarda bazı sorunlar varlığını korumaktadır.

1) Çin’in Artan Enerji İhtiyacı: Enerji Politikalarında İşbirliği ve Rekabet

Çin Rusya’dan büyük miktarda petrol ve doğalgaz talebinde bulunmaktadır. Çin’in son 15 yılda katlanan enerji tüketimi ve deniz petrolüne bağımlılık oranının artıyor oluşu, enerji stratejisinde Rusya ve Orta Asya’yı doğal kara alternatifleri olarak öne çıkardı. Rusya’nın Çin’e hâlihazırdaki petrol ihracatı ise demiryolu, deniz yolu ve Sibirya’dan Çin topraklarına uzanan yeni bir boru hattı üzerinden gerçekleşmektedir. Petrol boru hatlarının aksine, doğal gaz boru hatlarının baştan inşa edilmesi gerekmektedir.

Rusya’nın doğalgaz yatakları ülkenin kuzey ve batısında yer alırken, Çin’in doğalgaza en çok ihtiyacı olan bölgeleri güneybatısında yer almaktadır. Pekin’e en yakın doğalgaz yatağı Sibirya’nın güneyindedir. Dolayısıyla, Çin’in yanı başındaki bir havzadan bile doğalgaz nakli için, en az 5 bin kilometrelik bir hat inşa edilmesi gereklidir. Bunun için gereken yatırım tutarı ise 300 milyar doları aşmaktadır.[x] Rusya’nın enerji havzaları ülkenin batısına yığılırken, Çin’in tüketim yoğunluğu ülkenin güney doğu kıyılarındadır. Bu yüzden, arz kaynağı ile tüketim merkezleri arasındaki binlerce kilometrelik mesafeyi kat edecek enerji nakil hatları için, devasa yatırımlar gereklidir.          

Çin – Rus ilişkilerinin en önemli noktalarından biri enerji alanındaki işbirliği ve rekabettir. Rusya doğuya döşenecek boru hattını doğrudan Çin’e değil, Rusya’nın Asya-Pasifik bölgesine açılan Nakhodka Limanı’na ulaştırmayı ve böylece Çin dâhil, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelere enerji satmayı planlamıştır. Çin ve Rusya, bu ana boru hattından Çin’e doğru bir boru hattının döşenmesine ilişkin anlaşmaya varmasına rağmen, proje hayata geçirilememiştir. Bunun üzerine, Çin 2006’da Kazakistan ve 2009’da Türkmenistan’dan gelen petrol ve doğalgaz boru hattını Çin’e doğru bağlamıştır. Bugün Orta Asya enerjisi Çin’e akmaktadır.

Özbekistan kaynaklı enerjinin de söz konusu boru hatlarına bağlanabileceği planlanmaktadır. Bu gerçekleştiğinde, Çin deniz yoluyla enerji taşımasında karşılaşabileceği riski azaltabilmek adına, alternatif bir enerji yolunu daha tesis etmiş olacaktır. Böylelikle Çin, Rusya’nın kendi ülkesine yönelik enerji alanındaki etkisini kısmen de olsa kırmış olacaktır. Dolayısıyla, enerji güvenliği artık Çin’in ekonomik kalkınma ve bir bakıma ulusal güvenliğini ilgilendiren bir meseleye dönüşmüştür. Bu sorun Çin’i alternatif enerji politikaları üretmeye sevk etmektedir.

Diğer taraftan 2010’lu yıllarda, Çin – Rusya arasında enerji işbirliği açısından büyük adımlar atılmıştır. 2011’e kadar, Rusya’dan Çin’e petrol sevkiyatı boru hattı olmadığından demiryoluyla yapılmaktaydı. Ocak 2011’de, Doğu Sibirya – Daqing (Çin) arasında inşa edilen ve Rus petrolünün Çin’e akmasını sağlayan ilk petrol boru hattının (Doğu Sibirya – Pasifik Okyanusu Petrol Boru Hattı – ESPO) açılması, bu açıdan önemli bir kilometre taşıdır.[xi] ESPO hattı bugün dünyanın en uzun petrol boru hatlarından biridir. Ayrıca 2014’te imzalanan ve yaklaşık 400 milyar Dolarlık devasa bir yatırımı kapsayan “Rusya – Çin doğalgaz anlaşması”, iki ülke tarihindeki en büyük enerji anlaşması olarak tarihe geçmiştir.[xii]

2) Askeri İşbirliği ve Çekinceler

Çin – Rusya arasındaki silah ticareti de önemli boyuttadır. Geleneksel silah ticareti ile askerî tatbikatları içeren Çin – Rusya askerî işbirliği ve Çinli askerlerin Rusya’da eğitim alması sonucu, iki ülke arasındaki askeri ilişkiler pekiştirilmiştir. Ancak Rusya’nın savaş uçakları ve nükleer güçle çalışan deniz altı ile ilgili daha üst model teknolojiyi Çin’e aktarmaması nedeniyle, Pekin çareyi Avrupa ülkelerine başvurmak ve çözüm getirmeye çalışmakta bulmuştur. Moskova yönetimi, Pekin’e her türlü silahı satarken, bölgesel dengeleri dikkate alarak, Çin’e Hindistan’a sattığı silahların bir düşük modelini vermeye gayret etmektedir. Buna rağmen, Rusya kimi zaman beklenmeyen kararlar alarak Çin’e yeni nesil savaş uçakları satmaktadır.

Rusya 1992 yılında Çin’e 24 adet Su-27 savaş uçağı satınca dünyada şaşkınlıkla karşılanmıştı. Dünyaca tanınmış markaların başarılı taklitlerini yapmakla tanınan Çin, Su-27’yi aldığında onu da kopyalamış, kendi uçağını yapmıştır. Çin bu uçak için 2,5 milyar Dolar ödemiş, Shenyang uçak sanayi bu uçağı önce lisans altında yapmış sonra da kopyalamıştır. Yıllar sonra, Rusya yine Çin’e 24 adet çok gelişmiş 4+ nesil Su-35 savaş uçağı satma kararı almış, Rusya ve Çin arasındaki satış anlaşması Kasım 2015’te imzalanmıştır. Bu uçakların Çin’e maliyeti 2 milyar Doları bulmaktadır.[xiii] Bu para Rus havacılık sanayinin yeni atılımları için önemli bir kaynak olacaktır.

Rusya yükselmekte olan Çin’in askerî alanda daha güçlü olmasıyla, Rusya’nın güvenliğini tehdit altında bırakabileceğini düşünmektedir fakat kimi zaman başka hesaplar yaparak, Çin’e yeni nesil savaş uçakları ve füze sistemi satmaktadır. Yani Çin – Rusya arasında rekabetten çok işbirliği ilişkileri artarken, aralarındaki askerî ve enerji işbirliği hala bir sorun olarak devam etmektedir. Diğer yandan Çin – Rusya ikili ticaret ilişkileri beklenilen düzeyde olmamasına rağmen, 2008 yılında rekor kırarak 56,83 milyar Dolara ulaşmıştı. Buna karşın, bu rakam Çin’in 2008 yılındaki ticaret hacmi olan 2,56 trilyon dolara kıyasla oldukça düşüktü. 2014-2015 yılları arasında ise Rusya ile Çin arasındaki toplam ticaret hacmi 83 milyar Dolar’ı aşmıştır fakat 2015’ten itibaren ticaret hacmi büyük bir düşüş sürecine girmiştir.[xiv]

3) Rusya’nın Çinli Göçmenlere Karşı Tutumu

Rusya’daki Çinli göçmenler, iki ülke arasında rahatsızlık yaratan bir konu olarak gündeme getirilmektedir. Rusya’da bazı kesimler Çinli göçmenlerin Rusya’nın ekonomik kalkınmasına katkıda bulunduğunu düşünürken, diğer kesimlerse Çinli göçmenlerin Çin’in yayılmacı politikasının aracı olduğu görüşündedir. Rusya’da 2001 yılında yayımlanan bir istatistiğe göre, Rusya’da 1,5 milyon yasadışı göçmen yaşamaktadır ve bunların 3’te 2’si Çinlidir. Ayrıca Rusya’nın uzak doğu bölgesinde yasal ve yasadışı birçok Çinli göçmenin bulunduğu, bu Çinlilerin bölge nüfusunun yüzde 40-60’ını teşkil ettiği ve demografik baskının yoğun olduğu belirtilmektedir.

4) Orta Asya Güvenlik Yapılanmaları Çerçevesinde İlişkiler

Rusya Şanghay İşbirliği Örgütü üyesi olmasının yanında, bu örgütün alternatifi olarak Orta Asya’da eski Sovyet ülkeleriyle birlikte, Ortak Güvenlik Antlaşması Örgütü’nü kurmuştur. Şanghay İşbirliği Örgütü’nün zirvesinden hemen sonra Rusya kendi zirvesini yapmaktadır. Çin Şanghay İşbirliği Örgütü üyesidir ama Ortak Güvenlik Antlaşması Örgütü üyesi değildir. Bu durumda Çin – Rusya arasındaki bölgesel işbirliğinde Moskova daha etkili olmaktadır. Ayrıca Kazakistan gibi bazı Orta Asya ülkeleri önce Çin – Rusya arasında, sonra Çin-Rusya-ABD arasında denge politikası izlemeye başlamış, Çin – Rusya arasında satranç oyununa benzer bir rekabeti daha canlı hale getirmiştir.

5) Çin’in Uzak Asya’daki Etkin Rolü       

Orta Asya’da oluşturulan Çin – Rusya bölgesel işbirliği, Kuzeydoğu ve Güneydoğu Asya bölgelerinde gerçekleştirilememiştir. Çin ve Japonya’nın Ekim 2009’da gündeme getirdiği, Güney Kore’yi de kapsayacak Doğu Asya Topluluğu Projesi’nde Rusya’ya yer verilmemiştir. Çin uzun vadeli bir hedef olarak ortaya atılan Doğu Asya Topluluğu’nda, ne Rusya’nın ne de APEC aracılığıyla ABD’nin bir rol üstlenmesini istemektedir.[xv] Buna ek olarak, Rusya’nın Güneydoğu Asya ülkeleriyle silah ticareti dâhil bazı ekonomik işbirliği ilişkileri vardır ancak Çin’in bölgede liderliğini yaptığı, Aralık 1997’de kurulan ASEAN + 3işbirliği platformunda yine Rusya’ya yer verilmemiştir. Dolayısıyla, Rusya’nın uzak Asya bölgesiyle işbirliği yapabilmesi için Çin’in aktif rolüne ihtiyacı vardır. Çin’in Kuzey Kore nükleer sorununda daha aktif rol üstlenmesi ve Kuzeydoğu Asya’da etkinlik sağlaması, Rusya’nın bu bölgedeki etkisini kırmaktadır.

6) İkili İlişkilerde Farklılaşan Politikalar

Rusya 2001 yılında ekonomik sıkıntıdan dolayı Vietnam’daki askerî üsten çekilirken, Çin bu boşluğu doldurmaya çalışmıştır. Çin Rusya’nın zayıf kaldığı ekonomi ve güvenlikle ilgili çıkar bölgelerini doldurmaya çalışmaktadır. Çin ve Rusya’nın bazen önemli uluslararası sorunlar üzerindeki tutumu da farklı olabilmektedir. Örneğin, ABD ve Batı güçlerinin Kosova’ya askerî müdahalesi sırasında, Rusya ile Çin birlikte ciddi bir karşı duruş sergilemişti fakat Batı güçleri Kosova’ya girmek üzereyken, Rusya’nın Çin’e danışmadan ABD’yi desteklemesiyle Rus güçleri de Kosova’ya girmişti. Çinli uzmanlar Çin – Rusya ilişkilerinin modeli üzerindeki çalışmalarında, “Çin – Rus stratejik ittifakı” düşüncesinin Çin ve Rusya’da taraftarları olmasına rağmen, geleneksel stratejik ittifak kurulmasının pek mümkün olmadığını ifade etmişlerdir.[xvi]

7) Mançurya Sorunu

Rus Çarlığı Çin’in zayıf olduğu 19. Yüzyıl’da, 1858 ve 1860’da Pekin yönetimine dayatılan iki anlaşma ile geniş petrol ve doğalgaz rezervlerinin bulunduğu, Dış Mançurya diye anılan bölgeleri ele geçirmişti. Çin’de okullarda hala bu bölgelerin Çin’e ait olduğu ve Rusya’nın vermemek konusunda direndiği öğretilmektedir. Sovyetler döneminde bu sınır Kızıl Ordu tarafından güçlü birliklerce savunuluyor, Çin ve Sovyet orduları bazen yoğunlaşan sınır çatışmaları yaşıyorlardı.[xvii]

SSCB’nin çökmesi ve kapitalizmin iki ülkede de kabul edilmesinden sonra, Çinli tüccarlar Dış Mançurya ile çok yoğun bir ticari ilişki geliştirdiler. Öyle ki Rus yetkililerin iddialarına göre, Çinliler Vladivostok kentinde ticaretin % 100’ünü, hizmet sektörünün % 50’sini ele geçirmiş durumdadırlar. Çin-Rusya sınırındaki üç eyaletin ticareti tamamen Çin’e bağımlı hale gelmiş durumdadır ancak Çin bütün bunları yeterli görmemekte, ticareti daha da geliştirmek için, Rusya ile Çin’i ayıran nehir üzerinde köprüler, demiryolları ve limanlar inşa etmek istemektedir.[xviii]

Rusya’nın uzak doğusu yani Dış Mançurya’nın, Çin’in kuzeydoğusu yani İç Mançurya’ya bağımlı hale geleceğinden korkan Moskova, Pekin’in bu konudaki bütün tekliflerini reddetmiştir. Moskova’yı korkutan sadece Çin’le ticaretin artması değil, bölgeye yerleşen Çinli sayısının da artmasıdır. Bu korku zeminsiz bir korku değildir. Çin nüfusu 1 milyar 300 milyonu aşarken, 140 milyon civarındaki Rus nüfusunda SSCB dağıldığından beri belirgin bir artış olmamıştır.

Artan Çin nüfusu Çin sınırlarını zorlayıp, yeni verimli araziler peşinde koşmaktadır. Ayrıca Rusya’nın uzak doğusunda Rus nüfusu hiçbir zaman yoğun olmamıştır. Moskova bu bölgeye Rusları ya mahkûm olarak ya da mahkûmları orada tutacak gardiyanlar olarak göndermiştir. Rusya’nın uzak doğusuna gönderilenler, artık bu bölgeyi terk ederek Batı Rusya’ya gelmektedirler. Bölgeyi terk eden Rusların sayısı 1 milyonu aşmış durumdadır. Moskova yönetimi Uzak Doğu’da endişe verici gelişmeleri engellemek için Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, Türkmenistan gibi Türk Cumhuriyetlerindeki ve Tacikistan’daki Rusları, Rusya’nın uzak doğusuna gitmeye ve yerleşmeye teşvik etmeye başlamıştır. Yine de bu konuda henüz ciddi bir mesafe alındığını söylemek mümkün değildir.

8) Rusya’nın 2020 Stratejisi Raporundaki Çin Tehdidi

Başbakanlığı döneminde Vladimir Putin’in talimatıyla hazırlatılan “Rusya’nın 2020 Stratejisi” başlıklı yarı resmi raporda, Çin’in büyüyen ekonomisi ve bölgesel statüsü nedeniyle Rusya için “tehdit” oluşturduğu ifade edilmiştir. Bu rapora göre, Çin para birimi Yuan’ın uluslararası alanda artan etkisi, Rus para birimi Ruble’nin kullanım alanını sınırlandıracaktır. Çin’in uluslararası alanda faaliyet gösteren sanayi kuruluşları ve ticaret hacmi, Rus şirketlerinin faaliyet alanını kısıtlamaktadır. Çin’in bölgedeki varlığı Rusya’nın Orta Asya ülkeleriyle bütünleşme çabalarını engellemektedir. Buna rağmen, raporda Asya-Pasifik bölgesinde Rusya’nın en önemli ortağının Çin olduğu vurgulanmıştır.

Ayrıca Rusya’nın Asya’da ekonomik dengeyi sağlaması için, en büyük ticaret ortağı olan Çin’in dışında, diğer bölge ülkeleriyle de ekonomik ilişkilerini geliştirmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bu raporla birlikte, Çin ilk kez üst düzey bir raporda “tehdit” olarak nitelendirilmiştir fakat her iki ülke İran ve Suriye krizlerinde olduğu gibi, dış politikada uyum içinde hareket etmeyi ve hegemon tek bir güce karşı çıkmayı sürdürmektedir.

Genel Değerlendirme: ABD’ye Karşı Çin – Rus Stratejik İşbirliği Modeli

Asya’nın derinliklerinde uzanan devasa topraklara sahip olan Çin ve Rusya, aynı zamanda dünyanın en büyük üç askeri gücünden ikisidir. Bu özellikleri itibarıyla Moskova – Pekin hattı, ABD’nin dünya politikasındaki gücünü dengeleyebilecek karşıt bir kutbun çekirdeğini oluşturmaktadır. Asya kıtasındaki tarihi rakipler olan Çin ve Rusya arasındaki ilişkilerin, çatışmadan yumuşamaya ve rekabetten stratejik ortaklığa doğru gelişmesinin nedenleri şöyle özetlenebilir:

→ Gorbaçov döneminde, Çin – SSCB arasındaki ideolojik anlaşmazlıkların ikili ilişkileri sekteye uğratan bir unsur olmaktan çıkarılması;

→ Gorbaçov’un 1989’daki Çin ziyaretiyle ilişkilerdeki gerilimin yumuşatılması;

→ 1989 Tiananmen olaylarının Çin’i uluslararası sahnede yalnızlığa itmesi sonucu, Çin’in Rusya’yla ilişkilerini düzeltmeye yönelmesi;

→ SSCB’nin yıkılmasıyla ABD liderliğinde tek kutuplu bir görünüm alan uluslararası sistemde, Rus – Çin stratejik işbirliğinin önemli bir hale gelmesi;

→ ABD’nin hegemonya arayışına yönelmesi ve NATO’nun eski Sovyet topraklarına doğru genişleme politikası.

Günümüzde Rusya ve Çin arasında icra edilen ortak askeri tatbikatlar, silahlı kuvvetlerin modernizasyonu için yürütülen ortak çalışmalar ve büyük ölçekli silah ticareti, iki ülkenin birbiriyle giderek artan düzeyde yakın ilişkiler kurmasını sağlamıştır. İleri düzeyde stratejik ortaklığın kurulmasına ve görünürde ilişkilerin sorunsuz yürütülüyor olmasına karşın, bazı sorunlar iki ülke ilişkilerini tedirgin etmektedir. Mançurya sorunu, Rusya’daki Çinli göçmenlerin sayısındaki artış, Rusya’nın enerji alanındaki güçlü konumunu korumak istemesi, Rus enerjisini taşıyacak boru hattı güzergâhlarıyla ilgili yapılan bazı girişimlerin Çin çıkarlarıyla uyuşmaması ve Çin’in Orta Asya’daki eski Sovyet coğrafyasında artan nüfuzu, Moskova – Pekin stratejik diyaloğunu tehlikeye atabilecek sorunlardır.

ŞİÖ bünyesindeki işbirliğine rağmen, Ortak Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne Çin’in üye olmaması, ASEAN + 3 işbirliği forumunda ise Rusya’nın yer almaması, Çin – Rus stratejik ortaklığına gölge düşürmekte ve ortaklığın geleceğiyle ilgili şüphe uyandırmaktadır. Ek olarak iki ülke arasındaki askeri ilişkiler sorunsuz ilerliyor değildir. Çin günümüzde Rusya’dan silah alımını azaltmakta, bunun yerine milli modern silah ve füze sistemlerini geliştirmektedir. Rusya’nın Çin’e karşı askeri/teknolojik alandaki üstünlüğünü kaybetmesi ihtimali, Moskova açısından kaygı verici bir senaryodur.

Her şeye rağmen, kısa ve orta vadede Çin ile Rusya’nın stratejik rakip olma ihtimali yoktur. Bununla birlikte uzun vadede, ABD’nin küresel üstünlüğündeki düşüşe paralel olarak, bu işbirliğinin bir güç mücadelesine dönüşme riski vardır.  Bugünkü Rusya birçok alanda giderek Çin’in gerisinde kalmaktadır. Sadece teknoloji, üretim gücü, enerji ve eğitim alanında Çin’le kıyaslanabilmektedir. Diğer yandan Moskova ile Pekin yönetimlerinin Batı’yla ilişkileri, kendi aralarındaki ilişkilerinden daha yoğundur.

Çin – Rusya ilişkilerinin birçok noktada uyum içinde olmasının yanında, yukarıda ifade edildiği gibi ciddi ihtilaf noktaları da bulunmaktadır. Bunların başında Çin’in Rusya’nın uzak doğusuna yönelik politikası ve Moskova’nın endişeleri gelmektedir. Yükselen Çin’in gelecekte stratejik müdahalelerini Doğu ve Orta Asya’da genişletmesi olasıdır. Bu da Rusya’nın uzak doğu bölgesi ile stratejik menfaat bölgesi olan Orta Asya’nın, Çin’in ekonomik ve siyasî etki alanına dönüşebileceği anlamına gelmektedir.

Çok kutuplu dünya düzeninde ABD’nin güç kaybetmesine bağlı olarak, Çin – Rus stratejik işbirliğinin değer kaybetmesi olasılığı vardır. Çin – Rusya ilişkileri uluslararası ilişkilerin yapısal etkisiyle güçlenmiştir ancak bu yapıdaki değişmenin mevcut ikili ilişkileri derinden etkilemesi büyük bir olasılıktır. ABD’nin uluslararası konumu Rusya – Çin ilişkilerinin niteliğini belirleyen kilit bir unsur olmaya devam edecektir. Şurası bir gerçek ki Amerikan gücünün zayıflamasıyla oluşabilecek ve Hindistan’ın da önemli bir yerde bulunacağı çok kutuplu uluslararası sistemde, Rusya – Çin güç dengesi hızla Çin lehine değişecektir.

Çin rusya ilişkileri

0 yorum:

Yorum Gönder